Custer'ın Kazandığı Neredeyse En Büyük Zafer
1876, Montana
George Armstrong Custer İç Savaş'ın kahramanlarından
biriydi. Süvari kariyerine Birlik süvarilerinin en karanlık
zamanında başladı. Savaşın yeni ve cesur liderleri arasında
bile dikkati çekiyordu. Hak ettiği gibi Birlik Ordusu'nun en
genç generali oldu. Hırslı bir genç adamdı.
General Custer tüm Amerika'da tanınıyordu. Muhtemelen daha
sonra, Amerikalılar seçimlerde savaş kahramanlarına oy
vermeyi sevdiğinden yönetimde yer alma şansı yüksekti.
Savaştan hemen sonra Ulysess Grant başkan seçildi.
İç Savaş sona erdiğinde, küçülen orduda kalmak isteyen
subaylar daha küçük rütbeleri kabul etmek zorunda bırakıldı.
Bu durumda bile Custer albay oldu. Emrinde en iyi süvari
birliklerinden Yedinci Süvari Alayı vardı. Ama bu genç
subayın istediğinden çok daha azıydı. Savaştan sonra
kazandığı askeri başarılar ufak tefek şeylerdi ve düşmanları
güçsüzdü. 1874'de Siu (Sioux) kabilesine ait topraklarda
altın bulunmasıyla birlikte bu durum bir dereceye kadar
değişti.
Siular demiryolları inşasıyla topraklarına gelen şiddete
karşı koyabilmişlerdi. Bu sefer de madenciler "Hırsız Yolu"
inşa etmiş ve yüzlerce insan hükümet tarafından Siulara
tahsis edilmiş araziye üşüşmüştü. Siular bir düzine kadar
madenciyi öldürerek kendilerini savundu. Bir süre bir daha
bir şey olmayacakmış gibi gözüktü ve sonra avcıları Siu
altın rezervlerinin olduğu bölgeye gönderme kararı alındı.
Birleşik Devletler hükümetinin Siu topraklarını işgali için
bulduğu bahane bu olmuştu. Bir ültimatom gönderildi ancak
Siular, kendilerine ait toprakta böyle bir savaş olacağına
inanmadılar. Amerikalıların ciddi olduğunu Powder nehri
kıyısındaki küçük bir Kızılderili köyüne girip iki kişiyi
öldürüp, birkaç kişiyi de yaraladıklarında anladılar.
İç Savaşın cephe çarpışmalarından sonra Amerikan ordusu için
Kızılderililerle savaşmak biraz sıkıcıydı. Karşılıklı
orduların savaşması şeklindeki bir askeri yöntem Siulara
tamamen yabancıydı, Siu savaşçıları bireysel cesaretlerini
göstererek savaşıyordu. Sonucu belirleyecek bir savaş yapmak
olası değildi. Bu nedenle bir savaş planı yapıldı ve üç
koldan Siulara saldırma kararı alındı. Amerikan ordusu bu
şekilde savaşı tamamen kazanacağını düşünüyordu.
Bu plan Custer'ın Little Bighorn nehrinde son saldırıda
uyguladığı taktiğe benziyordu. Bu taktiğin nedeni
Kızılderilileri savaşmaya zorlamaktı. Sonuçta bu pek de zor
olmadı. Powder nehri katliamından sonra, yüzlerce
Kızılderili ailesi Oturan Boğa'nın Little Bighorn kampına
toplandı. Kampta yedi bin Kızılderili vardı, bunların iki
bini savaşçıydı.
Amerikan stratejisi daha şimdiden başarısız olmuştu. 17
Haziranda Oturan Boğa ve savaşçıları General Cook'un
komutasındaki Amerikan askerleriyle karşılaşarak onları
Rosebud Creeks'in yukarılarına doğru sürdü. Tarih Albay
Custer'ın Oturan Boğa'yı savaşa zorlamasına gerek
kalmadığını gösteriyor.
Custer'a pahalıya mal olan sorun Kızılderilileri
savaştırabilmek için her şeyi feda etmek zorunda kalmış
olmasıydı. Albayın hatası, savaşın tüm kaderini
değiştirebilecek altı silahı yanına almamak oldu. Bunlar,
makineli tüfeklerin ataları sayılabilecek tüfeklerdi. Dönen
şarjörleri kullanarak dakikada yüzlerce mermi atabiliyordu.
Peki Custer karşısına daha büyük bir kuvvetin çıkacağını
bilse, bu silahlan geride bırakır mıydı?
Bu silahlar çok ağırdı ve toplar gibi arabaların üzerinde
taşınıyordu. Ayrıca Custer bu silahı pek tanımıyordu. Bu
silahın nasıl kullanıldığını biliyordu ama İç Savaş
sırasında sadece donanma tarafından kullanılmıştı. Dahası,
atlar tüfeklerin olduğu arabayı çekmekte zorlanıyor ve bu da
Custer'ın adamlarının hızını kesiyordu.
Korumaları gereken birkaç bin kadın ve çocuk olduğu için
Siular ve Çayenler (Cheyenne), ne olursa olsun
savaşacaklardı. Ağır silahlan almamak amacına ulaşmıştı,
Kızılderililer savaşa zorlandı. Makineli tüfekleri geride
bırakarak Custer sonuna neden olan kararı almış oldu. O
silahlar savaşın kaderini belirleyebilirdi. İngilizlerin
Afrika'da Mehdilere karşı yaptığı savaşlarda ağır silahlar
sonucu belirlemişti. Ama Custer'ın verdiği karardan pişman
olacak kadar bile zamanı olmamıştı.