 |
|
 |
 |
 |
.::
TrKonya.Com Kitap
ve Roman Özetleri Bölümü ::. |
 |
|
Roman özeti Kitap
özetleri Yakup Kadri
Karaosmanoglu anamin
kıtabi
|
KİTABIN
ADI Anamın Kitabı
KİTABIN YAZARI Yakup
Kadri KARAOSMANOĞLU
KİTABIN KONUSU Yazar
çocukluk anılarından
bahsetmekte, bunu
yaparken de şuuraltı
tekniğinden
yararlanmaktadır.
İnsanın alınyazısının
çocuklukta yazıldığını
ve hangi yaşa girerse
girsin, şuuraltında
daima çocukluk kaldığını
savunur.
KİTAP HAKKINDAKİ
YORUMLAR Yakup Kadri
Karaosmanoğlu’nun belki
bütün romanlarımın
anahtarlarını verdiğim
kitabım dediği “Anamın
Kitabı”onun en önemli
eserlerinden biridir.
YAZARIN HAYATI 27 Mart
1889'da Kahire'de doğdu.
İlköğrenimine ailesiyle
birlikte gittiği
Manisa'da başladı.
1903'te İzmir İdadisi'ne
girdi. Babasının
ölümünden sonra
annesiyle yine Mısır'a
döndü, öğrenimini
İskenderiye'deki bir
Fransız okulunda
tamamladı. 1908'de
başladığı İstanbul Hukuk
Okulu'nu bitirmedi.
1909'da, arkadaşı
Şehabettin Süleyman
aracılığıyla Fecr-i Âti
Topluluğu'na katıldı.
1916'da tedavi olmak
için gittiği İsviçre'de
üç yıl kadar kaldı.
Mütareke yıllarında
İkdam Gazetesi'ndeki
yazılarıyla Kurtuluş
Savaşı'nı destekledi.
1921'de Ankara'ya
çağrıldı ve bazı
görevler verildi.
1923'te Mardin, 1931'de
Manisa Milletvekili
oldu. Bir yandan da
gazeteciliğini ve roman
yazarlığını sürdürdü.
1932'de Vedat Nedim Tör,
Şevket Süreyya Aydemir,
Burhan Asaf Belge ve
İsmail Hüsrev Tökin ile
birlikte Kadro
Dergisi'nin kurucuları
arasında yer aldı.
Savunduğu bazı görüşler
aşırı bulunduğu için
Kadro Dergisi'nin
1934'te yayımına son
vermek zorunda
kalmasından sonra Tiran
Elçiliği'ne atandı. Daha
sonra 1935'te Prag,
1939'da La Haye, 1942'de
Bern, 1949'da Tahran ve
1951'de yine Bern
Elçiliklerine getirildi.
27 Mayıs 1960'tan sonra
Kurucu Meclis Üyeliği'ne
seçildi. Siyasal
hayatının son görevi
1961-1965 arasındaki
Manisa Milletvekilliği
oldu. 13 Aralık 1974'te
Ankara'da öldü.
KİTABIN ÖZETİ :
Yakup Kadri, Aydın ve
Manisa’da hüküm sürmüş
Karaosmanoğulları
sülalesine mensuptur.
Yazar altı yaşına kadar
babasının Mısır’daki
İbrahim Paşa Konağına
yerleşmiş ve İkbal
Hanımla evlenene kadar
burada yaşamıştır. İkbal
Hanımla evlendikten
sonra Kahire’ye
yerleşmiştir. Daha sonra
İbrahim Paşanın ölmesi
nedeniyle Manisa’ya
yerleşmiştir. Yazar
babasını, çevresinde çok
saygın bir kişiliğe
sahip olmasına rağmen
sevmez. Babasının
konuşma tarzı,
hareketleri, konuşması
ve bilhassa annesine
karşı olan davranışları
yazara çok ilkel gelir.
Nitekim babası eve
geldiğinde
önüne konulan terlikleri
giydikten sonra annesini
peşinden sürükler,
kendisi ile
ilgilenilmekte biraz
gecikilse evi velveleye
vererek huzursuzluk
çıkartır.
Yazarda geçmişe daima
bir özlem vardır.
Lalasıyla Nil boyunca
Ehramlara doğru ya da
şehrin kalabalık
caddelerine doğru
yapılan gezintiler, hele
babasıyla şehrin
hayvanat bahçesi
karakterindeki “Özbekiye
Bahçesine” yaptığı araba
gezintileri onun için
tadına varılmaz
saatlerdir.
Mısır’daki bu ihtişam
dolu çocukluk günlerini,
altı yaşında geldiği
Manisa’daki sıkıntılı
günler takip eder.
Burada, okula giderken
uyku sersemi kalkışını,
eline “Amme Cüzzü”
tutuşturularak sokak
kapısından dışarı
bırakılıverişini,
kendisine kahvaltı
olarak bir dilim kuru
ekmekle bir topak tulum
peyniri sunuluşunu hiç
unutmaz. Hele okula
giderken yolun bozukluğu
onun için işkence dolu
saatlerdir.
Okul hayatı ise ona göre
pek verimsizdir. Okulun
doksanlık kapıcısı onu
teneffüslerde rahat
bırakmaz. Sınıf hocası
Mustafa Efendinin daima
çatık ve kızgın suratı,
okulun müdürü Hüseyin
Efendinin şimşir sopası
da onu rahatsız
etmektedir. Ama yazarı
mektepten asıl yıldıran
okulun pisliği ve
mundarlığıdır. Bu
nedenle biraz
utangaçlığından,
bilhassada bu ağır koku
yüzünden annesinin
kendisine hazırladığı
yemeği bile yemez,
arkadaşlarına bırakır.
Mısır dönüşü
Karaosmanoğulları
sülalesi kendilerine
itibar göstermediğinden
sıkıntılı günler
yaşarlar. Kendilerine
babasının arkadaşı
Hulusi Bey kucak açar.
Onun konağında önce
misafir olarak birkaç
gün kaldıktan sonra
konağın yanındaki küçük
evi kiralalar. Bu evde
yazarın ilk dikkatini
çeken şey, evin arka
kısmından kendisine çok
yakın görünen Manisa
Dağıdır. Dağa baktıkça,
dağdaki boz renkli kaya
diz çökmüş bir deve
gibi, buradaki inde
aslan gibi görünür
kendisine. O dağdaki
tabiat şekillerini iniş,
yokuş, yar, oyuk, tepe
masallardaki peri
padişahının sarayındaki
denizlere, kulelere
benzer varlıklarmış gibi
düşünür. Sürekli olarak
bu dağa gitmek ister.
Bir gün komşusunun oğlu
Cemal ile oraya
giderler. Fakat
beklediğini bulamaz,
hayal kırıklığına
uğramıştır.
Çocukluğunda en derin,
en ihtiraslı sevgisini
tercih ettiği insan Afet
Ninesidir. Ninesi, Kadri
Beyin küçüğü Nazif Beyi
kaybettiğinden bu yana
tek sevgisini torunu
Yakup Kadiri’ye
yöneltmiştir. Ninesi
onlarda kaldığı süreçte
Yakup Kadri ondan ayrı
yatmaz. Hatta ninesi
hastalandığında bile
ondan ayrılamaz. Hele
ninesi kendi evine
dönmeye kalsın; evde
kıyametleri kopartır,
günlerce ağlar, yemekten
içmekten kesilir,
evdekilere hayatı zehir
eder.
Babasının hastalığı da
eserde geniş yer alır.
Babası hayatının son
devresinde kendisini
dünyadan iyice çekerek
ahirete verir.
Seccadesinin başına
oturarak saatlerce
tespih çeker, on
dakikada kılınacak
namazları yarım saatte
bitirir. Yakup Kadiri’ye
Kuran-ı Kerim öğretmeye
çalışır. Ama Yakup Kadri
bunu hiç beceremez.
Yazarı bu derslerden
evde bozulan antika
saatler kurtarır. Babası
günlerce saatleri
yapmaya çalışır ama
muvaffak olamaz.
Babası ölümüne doğru
“Ramazanı Şerif” geliyor
diye evin içinde çocukça
bir sevinçle dolaşır.
Ramazanı mutlaka
İstanbul’da geçirmek
niyetindedir. Fakat
gidecekleri günün
arifesinde babası
ansızın hastalanarak
yatağa düşer. Hastalığı
çok ağırdır, çok
geçmeden ölür. Yakup
Kadiri’yi ölümden ziyade
kardeşiyle birlikte
komşusunun evinde
geçirdikleri ayrılık
geceleri etkiler.
Babasının cesedi önüne
götürüldüğünde diğerleri
gibi ağlamak istediği
halde ağlayamaz.
Çayırbaşı İlkokulunun,
yazarın huyunun
değişmesinde büyük rolü
vardır. Okuldaki
çocuklar öyle yabanidir
ki onu okula evin
kalfası götürmektedir.
Kalfası teneffüslerde
bile yanından
ayrılmamaktadır. Ancak
bu vaziyet yazara ağır
gelmektedir. Buradaki
çocuklar daima
birbirleriyle kavga
etmekte, çete savaşları
yapmakta ve birbirlerine
ağır küfürler
savurmaktadırlar. Yine
bir gün böyle bir kavga
esnasında kalfanın
(kendisinden 5 –6 yaş
büyük) kavgayı
ayırmaması nedeniyle
kızarak kalfasına ağza
alınmayacak küfürler
savurup, yumruklamaya
başlar. Bu nedenle
kalfası onu bir daha
okula götürmeye cesaret
edemez. Ancak yazar
kendisinden daha büyük
birini dövmenin verdiği
gururla kendisine olan
güveni yerine gelir.
Bu olaydan haberinin
olmadığını sandığı
annesi ona küser. Bunu
bilmeyen Yakup Kadri,
annesinin ilgisini
çekmek ve annesinin
sevgisini tekrar
kazanmak için çeşitli
muziplikler yapar,
kendisini yaralar. En
küçük bir olayda bile
üzerine titreyen annesi,
bu olaylarda yanına bile
gitmez. Sonunda yazar,
durumu anlayarak bir
daha ağzına öyle sözler
almayacağına söz vererek
annesinden özür diler ve
elini öper. İşler yoluna
girer.
|
|
| | |
| |
Roman özetleri Kitap özetleri
|
|