 |
|
 |
 |
 |
.::
TrKonya.Com
Cinsellik Bölümü ::. |
 |
|
Cinselligin Tarihçesi
|
Foucault,
Cinselliğin Tarihçesi adlı kitabında, cinselliğin hiçbir zaman
bastırılmadığını ve bundan dolayı 70'li yılların cinselliğin devrim yaşadığı
seneler olduğu tezinin tersini ispat etmeye çalıştı. Genelde 70'li yıllardan
evvelki dönemler, psikologlar ve cinsellik üzerinde usta kalemlerin yazdığı
kitap ve makalelerde, cinselliğin ayıp ve yasak olduğu tezi hep
savunulmaktaydı.
Foucault ise cinselliğin batı ülkelerinde, dönem ne olursa olsun, hep
saplantı halinde olduğu kanısında. Bunu demekle şunu kastetmektedir; Batı
ülkelerinde cinsellikten pek bahsedilmemesi cinselliğin, toplumdaki yerini
daha da kuvvetlendirip, cinselliğe her yerde rastlanır hale gelmesini
sağlamıştır. Eğer cinsellik, doğal bir olay olarak karşılansaydı,
cinselliğin bugünkü toplumlarda önemi bu kadar olmazdı. Aynı zamanda, bu
tarz yaklaşım olmasaydı, toplumumuzda rastladığımız değişik cinsel kimlikler
de ortaya çıkmazdı kanısındadır Foucault.
Foucault'a göre cinselliğin tarihçesine iki şekilde bakmak gerekiyor.
Birinci bakış açısı; Çin, Japonya, Hindistan ve Roma İmparatorluğu'ndaki
cinselliğe karşı tutumdan ortaya çıkıyor. Foucault buna "erotik sanat" adını
vermektedir. Seks bir sanat, özel yaşanan bir tercübe olarak bakılıp, utanç
verici veya kötü kelimelerle bağdaştırılmamaktadır. Seks gizli tutulmalıdır
ama gizli tutulma sebebi burada çok önemlidir. İnanç şudur ki; eğer insan
seks hayatını açıkça konuşursa, o zaman seksin gücü ve seksten alınan zevk
kaybolmaya başlar.
İkinci bakış açısı ise; batı ülkelerinden gelmektedir. Batıda tamamen farklı
bir yaklaşım söz konusudur. Foucault buna "cinselliğin bilimi" adını
vermektedir. 17. yüzyıldan beri batı ülkelerinde insanların cinsellikten
bahsetme ihtiyacı olduğunu vurgulamaktadır. O kadar ki, sanki bu konuda
konuşulmazsa seks gerçekleşmemiştir anlamını taşır gibi. Batı toplumlarında
insanların cinsel kimliklerini açıkça ortaya koyma eğiliminde olduğunu da
vurgulamaktadır. Bu konuda da örnek olarak eşcinselleri göstermektedir.
Dindeki baskıların, yani din kuralları çerçevesinde gerçekleşmeyen cinsel
yaşamın, günah olarak adlandırılmasının da ters tepip, cinsel kimlikleri
ortaya çıkartmakta payı olduğunu savunmaktadır.
16. yüzyıllarda çaba, cinsel hayatın kontrol altında tutulmasından yanaydı.
Önemli olan, evli kişilerin cinsel hayatlarını kontrol altında tutup diğer
cinsel ilişkilerin de kaale alınmamasıydı. Eşcinsel ilişkilerin günah olup,
bu günahın zaman zaman işlendiği kanısı yaygındı. Bugünlerde ise
eşcinsellik, bir cinsel kimlik olarak görülmektedir. 19. yüzyılda eşcinsel
bir seçim, hayat tarzı halini almıştı.
Foucault'un görüşüne göre, cinsel yaşamı toplumlarda belli kalıplar halinde
tutmakta harcanan eforların sebebi şöyle;
"İnsanların üremesi ve insan neslinin tükenmemesi."
Toplumlara yerleştirilmeye çalışılan cinsel değer yargıların, cinsel
kimlikleri ortadan kaldırmak için yapılmadığını, sadece ve sadece insan
neslini devam ettirmek için yapıldığını savunmaktadır.
Cinsellik konusunda belki de Foucault'un en büyük katkısı şudur; cinselliğin
ve cinsel yaşamın doğal bir süreç olmadığını sadece bir sosyal yapıt
olduğunu savunmasıdır. Yani cinsellik, cinsel yaşam veya eşcinselliği
bulunduğumuz kültürel yapı altında inceleyebiliriz. Genel bir kavram olarak
incelememizin bir anlamı yoktur. |
|
| | |
| |
Cinsellik Cinsel bilgi
|
|