 |
|
 |
 |
 |
.::
TrKonya.Com
Cinsellik Bölümü ::. |
 |
|
cinsel rol kimligi
cinsel istek Duygular
|
Cinsel İstek
Toplumumuzda
erkeklerin seks peşinde koştukları kabul edilir. Arkadaşlığı başlatmanın,
kur yapmanın, hatta cinsel ilişki kurma isteği içinde saldırganlaşmanın,
erkeğin rolü olduğuna inanılır. Ama örneğin New Meksiko'daki Zuni yerlileri
için durum farklıdır. İlk hareket kadından gelir. Geleneksel olarak Zuni
erkeği, zifaf gecesini korku içinde titreyerek bekler. Trobriand Adaları'nda
da kadın etkendir. Antropolog Bronizlaw Malinowski bu konuda şöyle der:
"Genel olarak, kaba ihtirastan söz edersek, kadının daha etken olduğunu
görürüz".
Aile
Toplumumuzda, kadını otomatik olarak anne olmaya hazırlayan kuvvetli bir
annelik içgüdüsünün, kadının içinde olduğu kabul edilir. Ama Güney
Denizi'ndeki bazı adalarda çocuklarla sadece erkekler oynar.
Trobriand Adaları'nda çocuk büyütme ile ilgili bütün işler, babadan
beklenir. Bebeği yıkamak, doyurmak, şefkat gösterip, kucağında gezdirmek
babanın görevidir.
Avustralya yerlileri için baba öylesine önemlidir ki; hamilelik sırasında
baba ölmüşse, anne, yeni doğanı ölüme terk eder.
Duygular
Toplumumuzda erkeğin duygularını kontrol altında tutması beklenir. Erkekler,
hislerini saklarlar; canları acıyınca veya hüzünlenince ağlayamazlar. Ama,
İran'da duygusuz, duyarsız ve sezme yeteneğinden yoksun erkekler, anormal ve
güvenilmez olarak tanımlanırlar. İran erkeği, geleneksel olarak, şiiri
mantığa yeğler. Arkadaşlar, toplum içinde birbirini kucaklayabilir, el ele
tutuşabilir (böyle bir yakınlık bizim toplumumuzda kadınlara yakıştırılır),
kadınlardan ise; pratik ve serinkanlı olmaları beklenir.
Güzellik
Toplumumuzda kadınlar; makyaj malzemeleri, parfümler, mücevherat ve şık
giysilerle erkeğe cazip görünmeye uğraşırlar. Güneybatı Pasifik Okyanusu
Adaları'nda ise; çiçekler takan, kokular süren erkektir. Yeni yetme
delikanlar, tören giysilerini giyip süslendikleri, parfümler sürdükleri
zaman, öylesine tahrik edici olduklarına inanılır ki, kadınlar onları baştan
çıkartmasın diye, büyükleri tarafından yalnız bırakılmazlar.
İş ve Meslek
Toplumumuzda aileyi koruma ve ekmek parasını kazanma görevi, özellikle
erkeğe verilmiştir. Kadınların ise; örneğin, bir fizik laboratuvarında
çalışmak için güçsüz ve narin olduğu iş hayatında, başarılı olacak kadar
kavgacı olmadıkları savunulur. Ama bazı Afrika ülkelerinde, örneğin Sengal,
Gambia ve Kenya'da en ağır çiftlik işlerini kadınlar yapar. Hatta bu
ülkelerde bir erkek, o gün ağır bir iş yapmışsa, "Kadın gibi çalıştı" denir.
Batı toplumlarında, yakın zamanlara kadar kadınların bir meslekte başarılı
olmaları beklenmezdi, onlar için en iyi işin, evlenmek ve aile sahibi olmak
olduğu düşünülürdü. Nijerya'da ise; bir kadının bir sanat öğrenmesi veya
ticaretle uğraşması olağandır. Yoruba Yerlileri'nde bir kız, geçimini
sağlamadan evlenmeye hazır sayılmaz. Sonuç olarak dünyanın üçte ikisinde
ticaret, kadınların yönetimindedir. Bu örnekler, iş ve meslek konusunda
kadın ve erkek arasında kesin bir bölünmenin olmadığını gösteriyor.
Toplumumuzda çocuklar "kim" olacaklarını ve "neye" benzeyeceklerini çok
çabuk öğreniyorlar. Dört yaşındaki çocuklar üzerinde yapılan bir
araştırmada, çocuklardan çoğunun iki cinsiyet için yapılmış oyuncakları
doğru bir şekilde ayırabildikleri görülmüştür.
Çocukların kız veya erkek olarak sosyal rollerini öğrendikleri ilk yer
yuvalarıdır. Sonra okul, bu ilk bilgileri kuvvetlendirir. Yıllardır,
okutulan ders kitapları, kadın ve erkeği kalıplaştırmıştır. 1970'lerde
Kaliforniya'da okutulan bir kitapta, yuva ile ilgili 18 öyküden 12'sinde,
anne önlüklü resmedilmiştir ve görevlerinin yemek pişirmek, dikiş dikmek,
bulaşık yıkamak veya ütü yapmak olduğu belirtilmiştir. Baba ise genelde
işten eve dönerken resmedilmiştir.
Daha büyük öğrenciler için hazırlanan ders kitaplarında da durum farklı
değil. Kadınların çalıştığı belirtilse bile, bu; sekreterlik, öğretmenlik,
garsonluk veya kütüphane memurluğu gibi geleneksel mesleklerle
sınırlandırılmıştır. Buna karşın erkeklerin, her tür işi yapmaya uygun
olduğu izlenimi verilmektedir.
Kızların, okulda erkeklere oranla daha başarılı olduğu, genel olarak
bilinir. Bunun bir nedeni, buluğ çağından sonra hormonlarında meydana gelen
değişiklikler olabilir. Ama, Ann Oakley, bunu başka türlü açıklıyor:
"Bu, büyüyünce oynayacakları role alışmaya başladıkları çağdır. Erkek
rolünde başarı, kadın rolünde ise rahatlık hedeflenmiştir".
Yapılan araştırmaların sonucunda kızların, erkeklerle yarışarak eğitimlerine
devam ederlerse, dişiliklerini ve sevimliliklerini yitirmekten korktukları
anlaşılmıştır. Ayrıca, yüksek kişisel başarının, geleneksel ev kadını imajı
ile ters düştüğüne inanılır.
Toplumumuzdaki delikanlılar da cinsel kimlikleri kalıplaşarak büyürler.
Birçok erkek çocuğu, ev ortamında saldırgan davranışlara ve oyunlara
yüreklendirilir. Futbol ve hokey gibi sporlar, şiddet duygusunu güçlendirir.
Ergenlik çağındaki erkek çocukları, tehlikeli ve toplum dışı olaylara
cesaretle girebilirler. Bu nedenle, genç erkekler arasında cinayet ve
yaralama oranı yüksektir. 21 yaşında ölen gençlerin %68'i erkektir. Daha
ileri yaşlarda da ne pahasına olursa olsun, başarma zorunluluğunun getirdiği
stres yüzünden, kalp krizi ve felç riski erkeklerde, kadınların iki katıdır.
Özellikle maço erkekler, her türlü insani ilişkiyi bir yarışa çevirirler.
İş, oyun ve seks hayatı daha yüksek puanlar alabilecekleri ortamlardır.
Hatta daha kötüsü, adeta savaş alanlarıdır:
"Cinsel ilişki sadece şahane ve mükemmel bir şey değil, aynı zamanda öldüren
bir şeydir. İnsanlar yatakta birbirlerini öldürürler"
Norman Mailer
Güney Denizleri'ndeki adalara ilk gelen Hıristiyan misyonerler, buradaki
yerli halkın nasıl cinsel ilişkiye gireceklerini tam olarak bilmediklerini
gördüler.
Sabırlı misyonerler, Amerikan yerlilerine, cinsel birleşme için en doğru
pozisyon olarak, erkeğin yukarıda, kadının ise altta olduğu pozisyonu
öğrettiler. Bu, hem görüntü olarak erkeğin üstün olduğu fikrini
yansıtmaktadır, hem de ancak üreme faaliyetine yetecek kadar az cinsel
tahrike yol açmaktadır.
Cinsel davranışlar, bir toplumun genel yapısı ve diğerleri hakkında iyi bir
fikir verir. Örneğin; Samoa halkı, misyoner pozisyonunu kullanmaz. Onların
kültüründe, kadın ve erkek, Avrupalı hemcinslerine oranla daha eşittir.
Eşitliğe inanıyorlarsa, kadın niye hep altta kalsın?
Bu pozisyonda, kadın, erkeğin ağırlığı altında ezilirken rahat hareket
edemez. İki cins de serbestçe aktif olabilse ve daha çok zevk alıp, daha çok
zevk verebilse daha iyi olmaz mı? Ayrıca cinsel ilişki kurmanın asıl maksadı
bu değil mi?
Bu, nerede olduğunuza bağlıdır. Cinsel ilişkiler, sosyal ilişkilerle
şekillenmiştir. Erkek ve kadının karşıt olarak kabul edildiği kültürlerde
genellikle iki cinsel kod vardır. Bu çifte standart, iki cins arasındaki güç
dengesinin hangi yönde ağır bastığını göstermektedir.
Arap dünyasında, erkek tarafı ağır basmaktadır. Araplar, kadınların cinsel
yönlerinin daha kuvvetli olduğuna inanmalarına karşın, zengin bir erkeğin
dört kadınla evlenmesine izin verirler. Böylece, birçok toplumsal gerginlik
meydana gelmiş olur.
Erkekler, kadının cinselliği kontrol altında tutulmazsa, oluşturdukları
toplumun ve aile yapılarının bozulacağından korkmaktadırlar.
Sonuç olarak, Arap kadını tamamen tecrit edilir. Hatta, yer yer amaçla bazı
yollar kullanılmaktadır:
Klitorektomi: Kadın sünneti. Bu uygulamada genç kızların klitorisi
kısmen veya tamamen yapılan bir ameliyatla alınır.
İnfibulasyon: Kadın cinsel organındaki dış dudaklar birbirine
dikilmekte, böylece meşru olmayan cinsel ilişkiye engel olunmaktadır. Yakın
tarihlere kadar, Arap kadınlarının tahminen %90'ı, cinsel duyarlılıklarını
yitirmeleri için sünnet edilirdi. Bir Sudan kaynağından, bu işlemin
faziletleri şöyle açıklanmıştır:
"Kadın sünneti, kadınları seksin kölesi olmaktan kurtarır, onların asıl
kaderi ve görevi olan anneliği tam olarak yerine getirmelerini sağlar".
Cinsel bir organın köreltilmesinin psikolojik etkileri de görülür.
İngiltere'de Viktorya çağında kadınlar, cinsel yaşantılarına karışılmasına
tepki olarak, ülke çapında sekse karşı ilgisizleştirler. Zamanımızın ünlü
doktorlarından William Acton'un bu konudaki fikri şöyle:
"Kadınların çoğu cinsel konularla fazla ilgili değillerdir. Erkekler bu
konuya daima düşkündür, kadınlar ise ara sıra... Yuva sevgisi, çocuk sevgisi
ve ev işleri onların tek heyecanlarıdır...".
Bu tepki kampanyasının sonunda, seks konusundaki cehalet, öylesine inanılmaz
boyutlara ulaştı ki, dört İngiliz kadınından ancak biri, bir klitorisinin
olduğunu ve klitorisin seksten alınan zevki artırdığını biliyordu.
Bilgisizliğin yanı sıra korku ve suçluluk duygusu da yaratılıyordu. Viktorya
döneminde İngiliz tıp dünyası, arkasına hükümeti ve kiliseyi alarak,
kadınları, seksten aldıkları zevki pahalıya ödeyecekleri konusunda
uyarıyordu. Doktorlar, cinsel ilişki sırasında hareket ederse kadının çocuğu
olmayacağını, kuvvetli cinsel tahriğin hayatı kısalttığını, kadınların
mastürbasyon yapmasının
sağlıksız olduğunu ve
oral seksin ağızda
kansere neden olduğunu
iddia ediyorlardı |
|
| | |
| |
Cinsellik Cinsel bilgi
|
|